DOLAR

43,8663$% 0.02

EURO

51,7195% -0.01

STERLİN

59,1832£% 0.25

GRAM ALTIN

7.190,72%0,12

ÇEYREK ALTIN

12.052,00%1,17

TAM ALTIN

48.061,00%1,17

ONS

5.101,98%0,11

BİST100

13.934,06%0,94

BİTCOİN

2961124฿%-0.8889

a

Çernobil’in izleri çocuklarda ortaya çıktı: DNA’larına işlemiş

Almanya’daki Bonn Üniversitesi liderliğinde yürütülen çalışmada bilim insanları, yeni DNA mutasyonlarını tek tek incelemek yerine “kümelenmiş de novo mutasyonlar” (cDNM) olarak adlandırılan özel bir mutasyon türüne odaklandı. Bu mutasyonlar, çocuklarda bulunan ancak ebeveynlerde görülmeyen ve birbirine yakın konumlanmış iki ya da daha fazla değişikliği ifade ediyor. Araştırmacılara göre bu kümeler, radyasyona bağlı DNA kırıklarının hatalı onarımı sonucu oluşmuş olabilir.

Çalışma kapsamında Çernobil temizlik işçilerinin 130 çocuğu, muhtemelen serseri radyasyona maruz kalmış Alman askeri radar operatörlerinin 110 çocuğu ve radyasyona maruz kalmamış ebeveynlerin 1.275 çocuğu kontrol grubu olarak incelendi. Tüm genom dizileme analizlerine göre Çernobil grubunda çocuk başına ortalama 2,65 cDNM tespit edilirken, bu sayı Alman radar grubunda 1,48, kontrol grubunda ise 0,88 olarak bulundu. Verilerdeki gürültü nedeniyle bu sayıların yüksek tahminler olabileceği belirtilse de istatistiksel düzeltmeler sonrasında da farkın anlamlı olduğu vurgulandı.

Araştırma ayrıca ebeveynin aldığı radyasyon dozu arttıkça çocukta görülen mutasyon kümelerinin de artma eğiliminde olduğunu ortaya koydu. Bu durum, radyasyonun DNA zincirlerini kırabilen reaktif oksijen türleri oluşturduğu ve kusurlu onarımın söz konusu kümelere yol açabileceği görüşüyle uyumlu bulundu. Araştırmacılar, uzun süreli babasal düşük doz iyonlaştırıcı radyasyon maruziyetinin insan genomu üzerinde nesiller arası bir etki oluşturduğuna dair kanıt sunduklarını belirtti.

Bununla birlikte sağlık riskinin görece düşük olduğu ifade edildi. Maruz kalmış ebeveynlerin çocuklarında hastalık riskinin arttığına dair bir bulguya rastlanmadı. Bunun nedenlerinden birinin, cDNM’lerin büyük bölümünün protein kodlamayan DNA bölgelerinde yer alması olabileceği aktarıldı. Genel artışın düşük düzeyde olması ve genomun yalnızca küçük bir kısmının protein kodlaması nedeniyle, bu mutasyonların hastalığa yol açma olasılığının minimal olduğu belirtildi.

Araştırmada bazı sınırlılıklara da dikkat çekildi. İlk radyasyon maruziyetinin onlarca yıl önce gerçekleşmiş olması nedeniyle doz tahminleri tarihsel kayıtlar ve eski cihazlara dayandırıldı. Ayrıca katılım gönüllülük esasına dayandığı için, radyasyona maruz kaldığını düşünen kişilerin çalışmaya katılma olasılığının daha yüksek olabileceği ve bunun yanlılık oluşturabileceği ifade edildi.

Tüm bu sınırlamalara rağmen çalışma, uzun süreli iyonlaştırıcı radyasyon maruziyetinin gelecek nesillerin DNA’sında ince izler bırakabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, özellikle güvenli kabul edilen sınırların üzerinde ve daha uzun süre maruziyet yaşayan ebeveynler açısından bu durumun önem taşıdığını vurguladı. Bulgular, Scientific Reports dergisinde yayımlandı.

Sıradaki haber:

İran’da dış turizm neredeyse bitme noktasında